my notebook is on tumblr
Now playing(reading)  Chuck Palahniuk - Damned

Now playing(reading) Chuck Palahniuk - Damned

Starting today.

Starting today.

bölüm 2

Adam önce emin olamadı duydugu sesin gercek olup olmadigindan. Birkaç saniye sonra harekete geçip, sese yöneldi. Her dönemecini ezbere bildiği bu labirentte soguk taslarin, buyuk agac govdelerinin arasinda ilerlerken bir yandan fenerinin isigini gezdiriyordu onunde ve bazen sag, bazen solda.

Çok geçmeden birkaç parça kumaşa sarılmış, titreyerek ağlayan bebeğin olduğu yere ulaştı. Onlarca kez gördüklerinden tek farkı hala canlı olmasıydı. Etrafa bakıp kimseyi aramadı bile, belli ki o daha içeride rakısını içerken bırakmışlardı bebeği. Hiç düşünmeden aldı onu ve sıradan insanların evlerindeki salonlarından çok da büyük olmayan tek odalı evindeki en sıcak yere, sobasının yanına götürdü. Elindeki 44+XY kromozomlu şeye bakarken hiçbir şey hissetmiyordu. Tıpkı gizli organ nakillerinde beklenmeyen bir olay sonucu sadece vücudunun bir parçasını değil, hayatlarını da kaybetmiş gece definlerinde gömdükleri gibi o da duygularını çoktan kaybetmişti.

Odanın sıcaklığı ve dolapta bulup biraz ılıttığı yoğurt bebeğin susmasını sağladı. Beceriksizce kucağında tutup, sağa sola doğru beş dakika kadar salladıktan sonra da uyudu. Adam da radyoyu biraz kısıp rakısına devam etti. 

Saate baktı, Serdar’ın gelmesine epey vardı. Son işte peşine taktığı polisler yüzünden fena benzetmişti iti. Ucuz atlatsalar da uzun süre affetmedi. Ama hergele yine kendini affettirmenin yolunu buldu ve onu epey uğraştırdıktan sonra bu işi kabul etti. Parsa da sağlamdı bu sefer, “Ne istersen Gıyaseddin Abi, köpeğin olayım istersen hepsini al.” Cimri piç, göt korkusuyla açtı tabii kesenin ağzını. 

Sigarasını yaktı, Anadol’unu arka kapıya çekmek üzere odasından çıktı. Serdar gelene kadar hazırlıkları tamamlayacaktı.

(Devamı Gelecek)

bölüm 1

Yeryüzünde hemen her hikayenin sonlandığı yerlerdir mezarlıklar. Fakat onun için tam tersiydi. Herkesin bitirdiği yerden, en zor kısımdan başladı hayata. Dünyadaki üçüncü gecesinde, herşeyden habersiz derin bir uykudayken, çürüyen insanların bahçesine, ruhu bedenindeyken atılmış bir çöptü.

Rüzgarın bile içinden geçerken susmayı seçtiği kemik bahçesinde çığlığı uzun ağaç gövdelerine, etraftaki yüzlerce mermer parçasına çarpa çarpa yayıldı yankılanarak.

Mezarlıktaki ses; ağaçtaki kuştan, gömülmüş kemiklere; daha o gün bahçeye katılmış burnu düşmemiş kadına, kaza sonucu bir bedenden geriye kalan iki tane kola ve kaç yıl önce burada kalmaya başladığını çoktan unutmuş bekçiye tamamen yabancıydı.

(devamı gelecek)

Neden ingilizce başlık, neden türkçe içerik?

güzel soru…

Kısa Hikaye: Philadelphia Byberry Akıl Hastanesi

Lori Nix-Library

________________________________________________________________________
philadelphia byberry eyalet akıl hastanesi-7 nisan 1960

akşamüstü hastaneye giriş kaydım yapıldı. kendi binamdaki kısa bir turdan sonra odama yerleştirildim. ilk izlenimlerim, şu ana kadar burası hakkında dışarıda duyduklarımdan çok daha farklı. dışarı sızan bilgiler; burada yaşananların yanında korku tünelinden bahsedilmemiş bir lunapark gibi kalıyor. giriş koridorunda başlayan rutubet ve ilaç kokusu karışımı, odalarda son bulmuyor. hastaların durumu gerçekten çok kötü. odama gelirken geçtiğimiz onuncu koridorda yerde uyuyan bazı hastalar vardı. en kötüsü de bazılarının üzerinde kıyafetleri yoktu. madde bağımlıları bölümü oda:8’de sam adında bir new yorkluyla kalıyorum. dört yıldır buradaymış.

not: akşam yemeği sonrası ayrıntılı bir rapor hazırlanacak.

“hey allen, bir sorun yoktur umarım… yani buradakilerden daha büyük bir şeyden bahsediyorum.”dedi odasında girdiğimde.

“ben, burası tahminimden de kötü. ilk günden karşılaştıklarımla bile neredeyse tüm raporu tamamlayabilirim.”

benjamin’in buradaki hali, mesleki deformasyon sınırını aşıp duyarsızlığa ulaşmıştı. yirmi yıldır tanıdığım bu adamın aslında nasıl biri olduğunu bilmesem, tıp fakültesi sonrası buradaki kaçıkların arasına karıştığında kişiliğinin değişmiş olabileceğini bile düşünebilirdim.

“daha hiçbirşey görmedin allen, konuştuğumuz gibi iki hafta sonra psikolojik bozukluklar bölümüne geçtiğinde gerçek byberry ile karşılaşacaksın, ki bu konuda gerçekten rahat değilim. çok dikkatli olman gerekiyor çünkü. inan bana bağımlılar bölümündeki hastalar oradaki psikopatların yanında birer aziz gibi kalıyor. seni oraya gitmemeye ikna etmek için mutlaka orada kalıp başına bir şey gelmesi gerekmiyor değil mi?” dedi bir sigara uzatırken.

çok kararlıydım ve oraya geçeceğim zamanı biryandan da iple çekiyordum. gazetede büyük patlama yapacaktı buradaki araştırmam. terfiim kesindi. benjamin’e onun adının geçmeyeceğine yemin etmiştim ama o da bana bu iyiliği karşılıksız yapmadı tabii. bu yüzden istediğim bölüme girme hakkım vardı, her şey bizim ben’in bir raporuna bakıyor nasıl olsa. ben’in ofisinde sigara içip biraz lafladıktan sonra hem şüphe çekmemek, hem de işime biran önce geri dönmek için odadan çıktım. ben, hademelerden birini beni odama

götürmesi için görevlendirdi.

_____________________________________________________________________________________________________
12 nisan 1960

oda arkadaşım sam yirmi altı yaşında. ailesinin, bağımlılığıyla başa çıkamayınca sonunda onu buraya attırdıklarını söylüyor. uyuşturucu yüzünden polisle başı derde girmediği için kendini şanslı hissediyormuş, ama bir gün daha fazla “mal” satın alabilmek için annesinin para vermemesinin üzerine evi yakmaya kalkışması sonucu kendini burada bulmuş. kollarındaki söndürülmüş sigara izlerini sorduğumda, “o sırada orada bir kül tablası olduğuna yemin edebilirim!” diyor.

__________________________________________________________________________
22 nisan 1960

dün akşam yemekhanede işler çığrından çıktı. iki numaradan chris, krize girmiş.yeni gelenlerden. ve aslında bu yüzden gözetimde olması gerekiyor ama kimsenin umrunda değil. yoksunluk krizini yatıştırmayan sakinleştiriciler büyük öfke nöbetine engel olamamış ve elindeki çatalı yemekhanedeki hademenin gözüne saplamış. sonuç: chris’e yapılan sakinleştirici baskı tedavisi.(tüm hademelerin tekme ve tokatla yaptığı özel bir karışımdan oluşuyor. ve kısa bir elektroşok seansı bunu izliyor.) sonunda chris için gözetim odasının önemini anladılar. bu arada böyle biryerde hala plastik çatal -kullanmamaları büyük ihmal.

—————- 

yarın “gerçek” akıl hastalarının olduğu bölüme geçiyorum. benjamin’le konuştum, öğle saatlerinde küçük bir olay çıkarmam gerektiğini ve her şeyle kendi ilgileneceğini söyledi. her penceresi demir parmaklıklarla kaplı, pislik içinde ve zorbalıkla yönetilen bu yerde onbeşinci günümü tamamladım. ve burada onbeş yıldır kalan; hatta burada ölünceye kadar kalacak olan insanların varolduğu fikri beni hayattan soğutuyor. bu histen kurtulmak için bazen, ilaç saatinde gelen haplardan birkaç tane atıyorum. ilk hafta kesinlikle uzak durduğum ve benjamin’in de beni uyardığı bu yöntem burada ortaya çıkan uyku sorunum için yarattığım kendi çözümüm. (not: raporda bahsedilmeyecek)

__________________________________________________________________________________

30 nisan 1960

bugün yeni bölümüme geçtim, sam ile çıkardığım kavga sayesinde bunu başardım. bağımlılık bölümünün leş gibi odaları buradaki hücrelerin yanında four season’ın suitleri gibi kalıyor. hastaların ortak alanda toplandığı tek zaman olan bahçe temizliği saatinde nigel ile tanıştım. bu arada dış görünüşe bu kadar önem verilip bahçe düzenlemesinde “iyi hal” gösteren hastaların kullanılması, herkesin tahmin edeceği üzere içeride olanların üstünü kapatmak için. neyse nigel’a dönelim. harvard’da doçentmiş eskiden. –benjamin’den de dosyasını göstermesini istedim.- bir ders sırasında kapıdan içeri ölen kızı sally’nin girdiğini görmüş. kürsüden ona seslenmiş. sally bir şey demeden sınıftan çıkınca bağırarak peşinden koşmaya başlamış. kızı koridorlarda koşarken bir yandan bağırıp onu takip ediyormuş. hastaneden görevliler geldiğinde onu sally’i yakalayabilmek için pencereden atlamak üzereyken durdurmuşlar. on yıldır burada, hala ara sıra sally’i bulmak için hücresinden dışarı çıkmanın bir yolunu buluyor.

zavallı nigel, sally’i aramaya çıktığı o gece yakalandıktan sonra elektroşoka götürüldü. olayın üstünden üç hafta geçmesine rağmen hala yatağına zincirlenmiş durumda. bu arada benjamin artık ofisine uğramamı pek hoş karşılamıyor. nedenini anlamadığım birşekilde benden uzaklaşmaya başladı. ilaçları içtiğim için biraz bozuldu sanırım. ama artık ilaçsız uyuyamamaya başladım. etraftaki bağırışlar, hademelerin işkenceleri –ağrı kesicisiz yapılan diş çekimleri gibi- sinirlerimi bozuyor.

işkencelerden uzakta kalmak ve gece hastane içinde istediğim yerleri gezebilmek için hademelerden jordan’la anlaştım. yanımda getirdiğim 3000 dolardan her hafta bir yüzlüğün gitmesine maloluyor, ama sayesinde morgu bile görebildim. raporuma en kısa zamanda ekleyeceğim. çünkü elektrik sisteminin bozukluğundan içerisi veba salgını varmış gibi kokuyor. bu arada jordan bana 100 dolar daha verirsem bir akşam kadınların olduğu koğuşu ziyaret edebileceğimi söyledi. delirmiş olmalı! nasıl olsa kısa zaman sonra buradan çıkıyorum, ayrıca anlık bir zevk için bu pisliğin içinde göz göre göre frengiden ölmek istemiyorum.

_____________________________________________________________________________________

tarih: kimin umrunda/ haziran olmalı/ 1960

ilaçlar karnımı gereğinden fazla acıktırmaya başladı fakat lanet olası byberry’de acıktıysanız yemek saatini beklemek zorundasınız. sanırım bilincimin kapalı olmasının da etkisiyle miğdem kazınarak uyandığım dün gece berbat bir şey yaptım. jordan ortalarda yoktu, kapıdaki küçük pencereden seslendim. onun yerine frank geldi ve “s..tir git,uyu seni o…pu çocuğu saat kaç farkında mısın?” diyerek kendi dilinde iyi geceler diledi. o gece hücremdeki tuvalet yerine, taş zemini kullandım. ve ilaçların etkisiyle tadını hissetmediğim, sadece kokusu biraz garip gelen dışkımı yedim. bu sabah ağzımdaki berbat tat ve miğde bulantısı bana gece yanlış şeyler yaptığımı hatırlattı…

____________________________________________________________________________________________

tarih: 98347593475 /1960

buradan bıktım. benjamin bir süre daha burada kalmamın bana iyi geleceğini söylüyor. hakkımda yeni bir rapor hazırlamış, benim için düşünceleri değişmiş, artık benim sadece doktorum olacakmış. “en azından bir süre için.” diye de ekledi. o…pu çocuğu, beni hasta sanıyor!

_________________________________________________________________________________________________
tarih: 30 kasım 1926

bugün doğumgünüm! evet bugün doğdum, yarın ölebilirim. bir melek hücremde beni ziyarete geldi, her yer kilitliyken içeri nasıl girdiğini sordum, hatta “jordan senden ne kadar aldı?” dedim. bana güldü. sahi bugün günlerden neydi? bu arada aynada, neyse… sadece, hımmm… iyi ki doğdum. kış geldiğinde geniş koridorlarda buz pateni yapan yarasaları gördüğümü raporuma eklemeliyim. ayrıca rapora eklemem gereken bir başka detay bazen burada bir şeyler oluyor. ama hatırladığımda yazsam daha iyi olabilir. bu arada sarhoş olmayı çok özledim; akşamları dışarı çıkmayı, katie’le buluşmayı. sahi katie şu an ne yapıyordur acaba? beni buradan çıkarabilir mi?

____________________________________________________________________________________________
tarih: 1960

bugün işkence-banyo saatinde kendimi küvette boğmayı denedim, üç hademe beni engelledi. sandalyeye bağlayıp içi buz kalıpları dolu bir havuzda bir seans uyguladılar, başım ağrıyor.

_________________________________________________________________________

yıl: 2022- ny times özel dosya: kapatılan byberry’nin gizli sırları.

yağmalanmış ve büyük bir kısmı yıkılmış byberry hastanesinde ekibimizin yaptığı araştırmalar sonucu, hastane bünyesinde çalışmış ve doktorlara kaynaklık etmiş byberry kütüphanesi’nin ayakta kalmayı başarabilen bölümlerinde döneme ait önemli deliller bulundu. hastanenin kapatılmasına neden olan iddiaların çoğu kanıtlanmıştı. ancak allen reynolds adlı eski gazeteci, aynı zamanda bu hastanede intihar etmiş bir byberry hastasının o dönemki gazetesi için hazırladığı raporlar tartışmaları yeniden gündeme getirceğe benziyor.

……………………

ekim 2010